güngör karauğuz’un “hz. nuh, hz. ibrahim ve hz. lut bağlamında kur’an arkeolojisi – bir yöntem teklifi” kitabına dair bir değerlendirme üzerine notlar*

Bu yazı Prof. Dr. Güngör Karauğuz’un yazmış olduğu “Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Hz. Lut Bağlamında Kur’an Arkeolojisi – Bir Yöntem Teklifi” başlıklı kitabına gelen bir değerlendirme yazısına eleştiri maksadıyla yazılmıştır.  

Değerlendirme yazısı Doç. Dr. Halil Temiztürk ve Doç. Dr. Enes Büyük tarafından yazılmıştır. Temiztürk Dinler Tarihi alanında, Büyük ise Tefsir alanında çalışmalar yapmaktadır. Yazı İslam Araştırmaları Dergisi’nde yayınlanmıştır. 


“Her ne kadar Karauğuz, “Kur’an arkeolojisinin Batı’ya nazaran üç yüzyıldır hâlâ bir değer bulmadığını ve hiçbir şekilde gündem olmadığını” söyleyerek keskin bir hüküm vermiş olsa da bu ifadesiyle İslam ülkelerinde, “biblical archeology” gibi bir Kur’an arkeolojisi disiplini oluşturamadığımızı ve üniversitelerde bir bölüm veya araştırma merkezleri kuramadığımızı anlatmaya çalıştığı söylenebilir.”  

Hüküm keskindir çünkü doğrudur, doğru keskindir. Karauğuz’un ifadelerine baktığımızda Kur’an arkeolojisine dair bir bilincin halkımızda oluşmadığıve halka öncelikle bu bilincin aşılanması gerektiğini söylediğini görüyoruz. Disiplin haline gelmesi veya bölüm olarak kurulması sürecin sona ermiş hali olacaktır zaten. Ancak yazarlar kitabı üstünkörü okudukları için Karauğuz’un ne anlatmak istediğini bile anlamamış olacaklar ki böylesine keskin(!) bir hüküm vermişlerdir.  

Kur’an arkeolojisinin ilk hedefi bu bilinci halka aşılamak ve süreci birçok kanaldan yürütmektir. Önce Kur’an arkeolojisinin ne olduğunu anlamamız ve süreci de buna göre yönetmemiz gerekiyor. Bir şeyin daha ne olduğunu anlamadan onu nasıl disiplin haline getirebiliriz? Yahut nasıl ilgili bir bölüm veya araştırma merkezi kurabiliriz? Karauğuz meseleleri anlaşılır şekilde anlatmıştır ancak anlamak isteyenler için. 

“Çalışmanın dördüncü bölümünde ise yazarın Kur’an arkeolojisine yönelik ayrıntılara ve metot önerisine yer verdiği görülmektedir. Yazar, bu bölümde ve kitabın farklı yerlerinde ‘Kur’an detay veren muhalif ve red ediş kitabıdır’ ifadesinde olduğu gibi Kur’an’ın ayrıntı veren bir kitap olduğu tezini sürekli öne çıkarır. Yazar bunun yanı sıra Kur’an’ı, Kitâb-ı Mukaddes’le sürekli mukayese etme, Kur’an’ı ve özellikle kıssaları onunla karşı karşıya getirme, Kur’an sanki onlarda anlatılanları kontrol etme, onaylama ya da reddetme maksadıyla nâzil olmuş gibi bir tavır sergilemektedir.” 

Yazarlar Kur’an’ın detay vermeyen, kıssalardaki ana fikre odaklanan bir kitap olduğunu ifade eder. Ayrıca Kur’an ve Kitab-ı Mukaddes’in sürekli kıyaslanarak okunmasını problemli olarak görürler. 

Kur’an’dan birkaç ayetle bu eleştirilerin bir dayanağının olmadığını ifade etmiş olalım. 

“Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonu nice olmuş görsünler!” (Fatır:44) 

“Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi? Allah onların köklerini kazıdı, bu kafirleri de benzer sonuçlar beklemektedir.” (muhammed:10) 

“Nitekim zulme dalmışken helak ettiğimiz nice beldeler var ki evlerinin duvarları çatıları üzerine yıkılmış, ıpıssız kalmışlardır. Şimdi oralarda kullanılamaz hale gelmiş nice kuyular, (harap olmuş) nice görkemli köşk var.” (hac:45-46) 

“Andolsun ki biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, sahte tanrılardan uzun durun’ diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimileri de saptırılmayı hak ettiler. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görün.” (nahl:36) 

“De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (hakikati) yalan sayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.” (en’am:10) 

“Senden önce de şehir halkı içinden seçip vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber göndermedik. İnkarcılar yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Günahtan sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (yusuf:109) 

Kur’an yeryüzünü gezip dolaşmamızı, yeryüzünde peygamberlerden kalan izler bulunduğunu ve bizlerin bu izlere dair araştırmalar yapmasını ısrarla öğütlerken Kur’an’ın detay vermeyen bir kitap olduğunu söylemenin hiçbir mantıklı gerekçesi yoktur. Kur’an sadece bu ayetlerle bile detay veren bir kitaptır. Ayrıca Kur’an arkeolojisiyle ilgili derinlemesine incelemeler yapıldığında Kur’an’ın eskiçağ toplumlarıyla ilgili birçok bilgiyi de içinde barındırdığını görebiliriz. Lakin bunu görebilmek için öncelikle ön yargısız bir şekilde bakmak ve okumaları da ön yargıları bir kenara bırakarak yapmak gerekiyor.  

“Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” diyor Kitap. 

Kur’an ve Kitab-ı Mukaddes’in karşılaştırılarak okunması Kur’an arkeolojisinin en önemli hususlarından biri. Ayrıca karşılaştırmalı bir okuma yapmanın zararı değil faydası olur. Müslüman bir okur yahut araştırmacı Kur’an’ı başat kitap olarak ele almalı, kıssaları bu şekilde okumalı. Böylece Kur’an’ın neden değiştirilmemiş bir kitap olduğunu, Kitabı-ı Mukaddes’in ise nasıl tahrif edilmiş olduğunu anlamalı. Burada birçok kıssa örneği verilebilir. Ben Hz. Eyüp kıssasının anlattığımız konuyla en çok bağdaşan örneklerden biri olduğunu düşündüğüm için bu örneği vermek istiyorum. Hz. Eyüp hem Kur’an’da hem de Kitab-ı Mukaddes’te anlatılan peygamberlerden biridir. Yazarlarımız Hz. Eyüp kıssasını en doğru şekilde anlamak istiyorlarsa mukayeseli bir okuma yapmak durumundadırlar. Dinler Tarihi ve Tefsir alanında çalışmalar yapan yazarlarımıza bir lisans öğrencisi tavsiyesidir. 

“Günümüzde özellikle oryantalistlerin etkisiyle araştırmacılar kitaplarda ve zihinlerde hacimli bir İsrâiliyat külliyatı miras bırakmışlardır. Zihinler artık Kur’an kavramlarıyla değil Tevrat ve İncil kavramlarıyla düşünür olmuştur. Yazar neticede Kur’an kavramlarının unutturulduğunu ve bunun İslam düşüncesine göre kâfirlik alameti olduğunu söyleyerek tekfirci söyleme oldukça yaklaşmaktadır.” 

Karauğuz’in ifadesini birebir alıntılıyorum: 

“Böylece İslam coğrafyalarında Kur’an’ın detay vermeyen bir kitap olduğu sonucuna varıldı. Böylece detay vermeyen Kur’an eksikti ve bu eksiklikler de Musevilerin ve Hristiyanların kutsal kitapları ile Kur’an’a zıt düşmediği düşünülen -ama pratikte Kur’an’a karşı pek çok muhalif olan- bilgiler ile dolduruldu. Böylece Musevi ve Hristiyanların pek çok kavramları Kur’an’ın ve Kur’an’da zikredilen pek çok kavramın önüne geçti ve böylece Kur’an ayetlerinin üstü örtüldü ve onların her biri tek tek unutturuldu ya da unutuldu. İslam literatüründe bir ayetin üstünün biri ya da birileri tarafından örtülmesi kafirlik alameti olarak değerlendiriliyordu oysaki.” 

Bu paragrafın hangi kısmı tekfirci söyleme oldukça yaklaşmaktadır? Karauğuz bir durum değerlendirmesi yaparak problemin ne olduğunu ifade eder. Bu paragrafın ardından da bu problemin nasıl çözülebileceğine dair yöntemler önerir. Bu paragrafı tekfirci söyleme yaklaşan bir paragraf olarak okumak için hakikaten kötü niyetle okumak gerekiyor. 

“Diğer önemli bir husus müfessirler bu tür rivayetlerin tefsirde bağlayıcı olmadığının, zannî bir değere sahip olduğunun, İslam düşüncesinde kurucu fikirler inşa ederken delil olamayacağının, kıssalarda temelde ibret ve hikmete odaklanmanın gerektiğinin, kıssada ne, ne kadar anlatılmışsa onunla yetinilmesinin altını çizmişlerdir. Haliyle yazarın mezkûr iddialarının genellemeci olduğu belirtilmelidir.” 

Burada bahsedilen rivayetler İsrailiyat rivayetleridir. Müfessirler bunu belirtmiş olduğu için bu rivayetler zihinlerde yer bulamıyor mu? Bu cümleyi yazmak “Ben sadece akademik çizgide düşünebilirim, halktan kopuğum, yargıyı da halktan kopuk bir şekilde veririm.” demektir. Burada konunun müfessirlerin ne dediğinden ziyade halkın meseleden ne anladığı ve meseleyi zihnine nasıl yerleştirdiği olduğunu anlamak bu kadar zor olmamalıydı. Ayrıca yukarıda kıssada anlatılanlarla yetinmememiz gerektiğini ayetlerle açıklamıştım. Müfessirler Kur’an hakkında konuşabilir ama kesin hüküm veremez. Yukarıda yazılanlar kesin hüküm verir gibi bir tablo çizmektedir. Müfessir böyle söyledi bitti. Genellemeci olan Karauğuz mu yoksa siz misiniz tartışılır.  

Tefsirleri de böyle okumuyorsunuzdur umarım! 

“Halbuki Kur’an’daki ayrıntılar -Müslüman olmayanlar için- kanonik Kitâb-ı Mukaddes’in dışında Arabistan’da yaygın olan ama günümüze ulaşmamış apokrif metinlerden, Eski Ahit şerhlerinden ya da henüz keşfedilmemiş ya da tarihte yok olan arkeolojik kaynaklardan alınmış olabilir.” 

Kitapta özellikle Müslüman coğrafyalar ibaresi kullanılırken Müslüman olmayanlar için delil aramak neden? Karauğuz bu kitabı Müslümanların kafasındaki bulanıklığı gidermek için yazdığını özellikle belirtiyor. 

“İkinci sebep de sorunludur, zira Kur’an’daki kimi anlatımlar Kitâb-ı Mukaddes’te ve ondan da önce -aynı içeriğe birebir sahip olmasa bile- Sumerler başta olmak üzere Arabistan kültür havzasında mevcuttur. Kur’an’ın ilahîliğine inanmayanlara göre onun içerdiği kimi anlatımlar pekâlâ önceki milletlerin tarihî-efsanevi anlatımlarından derlenmiş olabilir.” 

İnanmayanlar Muazzez İlmiye Çığ okuyabilirler. Bu kitap inananlar için. Anlamamak için özel bir çaba sarf etmişsiniz.  

“Yazar, ne yazık ki bu metinlerin tercümesi için daha önce yazdığı başka bir eserine (Hitit Mitolojisi) yönlendirme yapmıştır. Oysa tam da bu bölümde metinlerin kısmî bir tercümesinin verilmesi daha isabetli olacaktı.” 

Tercüme verilseydi itiraz etmeyecektiniz. Öyle mi? Keşke siz eseri okuyup makalede yer verseydiniz. Gerçi bu kitabı bile üstünkörü okuyan yazarlar o kitabı nasıl okurdu acaba? 

“Yukarıda ifade ettiğimiz örneklerden de anlaşıldığı üzere bu çalışma, Kur’an âyetlerinde geçen bilgilerin antik delillerle aydınlatılması açısından önemli bir eserdir. Ancak çalışmanın zaman zaman Kur’an arkeolojisi sınırından çıkarak Kur’an âyetlerinin yorumu, aklî delilerle ispatı veya reddine yönelik bir tefsir çalışmasına döndüğü de görülmektedir. Başta da belirttiğimiz üzere Kur’an’ın anlaşılmasına yönelik farklı disiplinlerin verilerinden yararlanmak önemlidir. Ayrıca ideolojik bir arkeoloji ve tarih okumasına karşın Karauğuz’un eseri, disiplinler arası çalışmalar için iyi bir örnektir. Bu yaklaşım değerli olsa da Kur’an âyetlerinin arkeoloji ve antropoloji gibi disiplinlerin verileriyle yorumlanma çalışmalarında mutlaka tefsir, hadis, kelam ve dinler tarihi gibi ilim dallarından da yararlanmak gerekmektedir. Bu bakımdan Kur’an arkeolojisine yönelik önümüzdeki dönemlerde sempozyum ve çalıştaylar yapılması veya buna yönelik enstitüler kurulmasının, disiplinler arası çalışmalar için daha isabetli olacağı kanaatindeyiz.” 

Kitaba neden bu kadar tepkili oldukları aslında bu paragrafta belli oluyor. Karauğuz’un doğal olarak yer yer tefsire başvurması bir Tefsir araştırmacısını rahatsız etmiş. Neden? Kendi alanına bir müdahale olarak mı gördü? Sizden başka kimse tefsir çalışmasın mı? En başta yokluğunu eleştirdiğiniz disiplinlerarası çalışmalar tefsir üzerinden yapılmasın mı? Bunu mu istiyorsunuz? Bu ülkede akademi neden gelişmiyor, bu yüzden işte. Tefsirciden başka kimse tefsir çalışmasın, dinler tarihçisinden başka kimse dinler tarihi çalışmasın. Disiplinlerarası çalışma nasıl olacak öyleyse? Karauğuz’un ilahiyat fakültesinde çalışan bir akademisyen olmaması mı problem? 

Ayrıca son cümlenin olabilmesi için miydi bunca eleştiri? O kadar eleştirinin içinde sözüm ona iyi bir şeyler mi eklemek istediniz? Meseleyi hiç anlamadığınızı anlamak için tüm değerlendirmeyi okumaya gerek yokmuş aslında. Son cümleyi okumak yeterli olurmuş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

felsefe bize ne söyler / diri zihin'den gelen bir felsefe söyleşisi*

tevrat'ta ve kur'an-ı kerim'de hz. adem / bir karşılaştırma denemesi*