hayatın içinden felsefe: bölüm 02 / kendini gerçekleştirmeye giden yolda duygulara takılmak*
Serinin ilk yazısında Maslow'un ihtiyaçlar piramidinden yola çıkarak nasıl felsefe yapabileceğimizi sorgulamıştık. Piramidin ilk iki halkası üzerine konuşmuştuk, bu seride de üçüncü ve dördüncü basamak üzerine konuşacağız.
Üçüncü basamakta ait olma ve sevgi ihtiyacı, dördüncü basamakta ise değer ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu dünyada ait olma ve sevgi ihtiyacımızı ne düzeyde karşılayabiliyoruz? Ne kadar anlıyor ve ne kadar anlaşılıyoruz? Kendimize ait miyiz, kendimizi seviyor muyuz? Kendimizi sevmeden bir başkasını sevmek ne ölçüde mümkün? Kendimize bile ait olmadan bir eve yahut bir insana olan aidiyetimizden nasıl söz edebiliriz? Bir toprağa ait hissetmek de aidiyete dahil elbette. Kendimizi şu anda üzerinde yaşadığımız topraklara, vatana hissedebiliyor muyuz? Seviyor muyuz ya da?
Bazı insanlar var, kendilerini bir an önce kalabalıkların içine atmak istiyorlar. Bir an bile yalnız kalmak istemiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar arka planda hep bir gürültü var, kendi gürültülerini başka gürültülerle bastırmak günümüz insanı için harikulade bir çıkış yolu. Kendinden kaçıyor insan, kendi düşüncelerinden, yaralarından, yalnızlığından, ne yaparsa yapsın bir türlü bir eve, bir toprağa, bir insana ait olamamaktan, nankör sevgilerin muhatabı olmaktan kaçıyor. İnsan en çok kaçtığına yakalanır, henüz bilmiyor..
İnsan kendini bir yere ait hissetmeden ve kendini sevmeden kendini gerçekleştirebilir mi? İnsan kendini nasıl sevebilir? Karşısına oturtup kendini, iyi ve kötü yönlerini bir bir sayıp döktükten sonra mı karar verir kendisini sevmeye? Bir başkasını sevebildiği gibi kendisini de sevebilir mi insan? Kendimizi sevmek konusunda daha acımasız olduğumuza dair yaygın bir kanaat var. Biz sevgiyi kendimize çok görüyorsak bir başkası bizi nasıl sevecek?
Birhan Keskin bir şiirinde diyor ki: "Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve, yine de döneyim döneyim istedim." Bu dizeler insanın kendine karşı ne kadar acımasız olduğunu yansıtıyor bize. İnsan defalarca kez yaralandığı bir eve, bir yere, bir insana neden dönmek ister? İrademizin zayıflığı mıdır bu? O halde irademizi nasıl eğitmeliyiz ki bizi hep aynı yerimizden yaralayan o evlere dönmememiz gerektiğini öğütlesin bize?
Şöyle bir itiraz da gelebilir: Ya kendimizi ait hissettiğimiz tek yer orası ise? Ya sevildiğimizi sadece orada hissediyorsak?
Felsefe soru sorma sanatıdır ve bu yazıda çok fazla soru sordum. Belki sizler de bu soruları kendinize sorar ve kendinizle yüzleşme fırsatı bulursunuz. Ben de kendime soracağım. Cevapları bir sonraki yazıda bulabilmek ümidiyle.
Nejat İşler'in bir röportajındaki konuşmasından birkaç cümleyi de buraya ekleyerek yazıyı noktalıyorum. Yukarıda yazdıklarımla ilişkili olarak bir cevap niteliği taşır belki.
"Dünyanın herhalde en zor şeyi, insanın kendine karşı cesur olması aslında. Bazen insan kendini tanımaz, kaçar bazen unutur kendini, uzaklaşır kendinden. O aralar verilen kararlar iyi kararlar değildir. Kendine yaklaştıktan sonra, cesaretle yaklaştıktan sonra hatanı, sevabını, her şeyini tartıp ondan sonra güzel bir karar verebilirsin ve bu güzel bir başlangıç olur işte."
Sağlıcakla kalın.
iletişim:
e-posta: kasitzeynepnisan@gmail.com
twitter: zeynishanim
Yorumlar
Yorum Gönder